ErzurumYakutiye’de açılacak 24 derslikli imam hatip lisesine şair, yazar Sezai Karakoç’un ismi verilecek. İstanbul Üsküdar’da Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden kiralanan 13 derslikli okula da Aziz Mahmud Hüdayi’nin ismi konulacak. Türk edebiyatının ilk kadın romancısı Fatma Aliye Hanım’ın ismi ise İzmir’de kız Anadolu imam hatip lisesine verilecek. Issızsokakta ipteki çamaşırların duruşu hoşuma gitmişti. Sahibi bilinmez bir el tarafından yan yana mandallanmış, bembeyaz, kışkırtıcı, farklı ve yabancı. Eve dönünce ılık Şehri Unutan Adam Sevgili Sait Faik Eylül geldi havalar bir nebze serinledi ama nafile, dertler hep aynı. Savaş, hükmetme ve para hırsı, riyakârlık, cinayet. Manevidünyanın kapılarını hoşgörüyle açan ve şehre huzur getiren İslam alimlerinden biri olan Aziz Mahmud Hüdayi’nin ebedi istiragahıdır burası.. Aziz Mahmud Hüdayi Camii Üsküdar’ın önemli miraslarından biri.Bursa’dan İstanbul’a gelen alim burada birçok öğrenci yetiştirmiş. 1598 yılında yaptırdığı camiye hizmetleriyle birlikte ismini de vermiş. 68 Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri Türbesi. Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri Türbesi, II. Osman döneminde yaşamış din âlimine saygılarını sunmak isteyenler için Üsküdar’da ziyaret edilebilecek mekânların başında geliyor. Adres: Aziz Mahmud Efendi Sokak, Cami İçi No:1, 34672 Üsküdar/İstanbul; 69. Hırka-i Şerif Camii Üsküdarile Sarayburnu arasındaki bu yola "Hüdâyî yolu" dendi ki, fırtınadan uzak, selâmetle gidilen bir deniz yolu olduğu kabûl edilir.Bu sırada Ahmed Han da, Fevkânî Kasr-ı Hümâyûnunda telaş ve üzüntü içerisinde Hüdâyî hazretlerini bekliyordu. Azîz Mahmûd Hüdâyî hazretleri tam köşkün yanına gelince, müthiş bir gümbürtü koptu. wePDkd9. Aziz Mahmud Hüdayi, sadece Üsküdar'ın değil, İstanbul'un da başta gelen manevi dinamiklerinden biridir. Ziyaret listesinde ilk ona girer kesinlikle. Boğazı koruduğuna inanılan dört manevi bekçiden biridir. İstanbul folklorunda bu sebepten ayrıca bir hürmet görür. O yüzden Osmanlı'nın son dönemine kadar Boğaz'dan geçen gemi kaptanları, Üsküdar açıklarına geldiklerinde, mürettebatı ve yolcuları Hazret’ in ruhu için Fatiha'ya Milliye Caddesi üzerinden Ahmediye istikametine ilerliyoruz. Caddenin sağındaki sokaklardan birinin girişine iliştirilmiş "Aziz Mahmud Hazretleri" levhasını görünce dalıyoruz oradan. Az ilerde köşeden mecburen sağa keskin bir dönüş yapmadan önce bir duvar çıkıyor karşımıza. Bir mahkeme duvarı. Öyle olduğunu söylerler. Yukarı doğru uzadıkça uzamasından başka bir ilginçliği yok bu sağır duvarın. Parçası olduğu binaya da, mimari anlamda, pek ilginç tek ilginçliği üzerine anlatılan, daha doğrusu iliştirilen, hikayesi... Söylenen o ki, bir zamanlar Fatih ile Kadı Hızır Bey Çelebi'nin mahkemeleşmesine sahne olmuş bu bina. Çeşitli ayrıntılar eklenmiş varyantları mevcuttur bu hikayenin. Bulunup geçtik. Yine keskin bir dönüş yapıp sola saptık. Şimdi bir yokuşa sarmak üzereyiz. Üsküdar'daysak... Ve yokuşsa söz konusu olan... Yahya Kemal'in "Atik Valde" başlıklı şiirini hatırlamamak imkansız. Ama ben, her seferinde, Edip Cansever'in "Masa da masaymış ha" şiirini hatırlıyorum, niyeyse. Ustanın mısrasını tahrif edip "Yokuş da yokuşmuş ha" diye diye tırmanıyorum. Nihayet, çıkabildik tekkenin kerevetine...TEKKE VE TÜRBEÖnümüzdeki yapı kompleksinin içindeki unsurların en eskisi 1858'lerden kalma. 1599'larda yapılmış olan asıl binalar yangında harap cümle kapısından giriyoruz. Kendisi kadar etrafıyla da ilginç olan bir külliyeyle karşılaşıyoruz. Merdivenlerden çıkarken Aziz Mahmud Hüdayi'nin türbesi solda amaçlı yapılan külliyenin tevhidhane kısmı, bugün cami olarak kullanılıyor. İçi silme ahşap döşeli. Boya ve badanasında pastel renkler tercih edilmiş. Atmosferi huzur verici, dingin... Külliyenin öne çıkan unsuru da burası gibi görünüyor. Geri planda kalmış diğer yapılar ise özgünlüklerini kaybetmişler sanki. Çokça restorasyon görmüş ve görmeye de devam ediyor. Bugün bünyesinde aynı adı taşıyan bir vakfın bulunduğu külliyenin, bir parçası öğrenci yurdu ve Kur'an kursu olarak kullanılıyor. Her zaman misafiri bol olmuştur buranın. Geleni gideni hiç eksik günlerde ise ziyaretçi yoğunluğu had safhada... Özellikle Ramazan ayında teravih namazı için Anadolu yakasında tercih edilen en muteber yerlerin başında gelir. Şehir dışından ya da yurt dışından İstanbul'a gelmiş olan ilgilisinin de mutlaka yolunu düşürdüğü bir yerdir, Aziz Mahmud Hüdayi türbesi ve ÖYKÜSÜAdı Mahmud, Hüdayi de mahlası. Aziz hitabı ise sonradan eklenme... Soyunun, ilk tasavvuf önderlerinden Cüneyd-i Bağdâdî'ye kadar gittiği görüşe göre, Koçhisar'da doğdu, Sivrihisar'da büyüdü. Sivrihisar'da duralım biraz. Çok sayıda molla, hoca veya din bilgininin çıktığı bir yer Sivrihisar. Yetiştirdiği ünlü Türk büyükleriyle hatırlanır. İlgiye değer o yüzden. Vaktiyle kadılık da yaptığı söylenen Nasreddin Hoca buradan çıkma mesela, onun dip torunlarından Kadı Hızır Bey Çelebi de. Yunus Emre'ye de sahip çıkarlar Sivrihisarlılar, bizdendir eğitimini Sivrihisar'da alan Aziz Mahmud, Medrese eğitimini ise İstanbul'da tamamladı. Edirne'de, Mısır'da, Şam ve Bursa'da kadılık ve müderrislik Muhammed Üftâde ile tanışıp ona kapılanma hikayesi ilginçtir. Şeyhinin onu Bursa sokaklarında kadılık cübbesi üzerindeyken ciğer sattırmayla sınaması da ünlüdür. Üftâde Hazretlerinin müridi ve halifesi olduğunda hayatı tamamen değişti. Gelecek vaat eden kariyerini bir kenara bıraktı. Uzun süre hocasının dizinin dibinden ayrılmadı. Bundan sonra Üftâde Hazretleri, onu halifesi olarak büyüdüğü yere, Sivrihisar'a gönderdi. Burada bir süre kaldıktan sonra manevi bir işaretle yeniden Bursa'ya, hocasının yanına döndü. Onun ölümüne kadar hizmetinde bulundu. Üstadının vefatından sonra ünlü Şeyhülislâm Hoca Sâdeddin Efendinin çağrısıyla İstanbul'a geldi ve Üsküdar'a yerleşti. Burada halka şeyh, sultanlara mürşit oldu. Üsküdar'da vefat etti. Külliyesi içindeki bu türbeye TEFERRUAT/MERAKLISINASeksen yedi sene yaşadı. Doğduğunda Kanuni hükümdardı, öldüğünde IV. padişah gördü. Dördüne mürşitlik etti. Onlara öğütler verdi. Anlayan da oldu, anlamayan şaşmayıp burnunun dikine gidenlerin felaketine tanıklık etmek zorunda kaldı. Misal, Genç Osman... Padişahın hacca gitme isteğine karşı çıkanlar arasında Aziz Mahmud Hüdayi de III. Murad devrinde yerleşti. Başta Hünkâr olmak üzere saray ve çevresinin saygısını kazandı. Halk zaten çoktan doluşmuştu tekkesine. Sultan I. Ahmed ve eşi Mahpeyker Kösem de ondan feyz alanlardı. Buldukları ilk fırsatta onun Camii'nin temel atma ve açılış töreninde hazır bulundu. Camii açıldıktan sonra belirli günlerde halka oradan vaaz etti. Bu adetini Boğazın fırtınalı zamanlarında deniz, karşıya geçilmeyecek kadar dalgalıyken bile terk etmedi. Sonradan "Hüdayi Yolu" diye ünlenen gizemli ve güvenli bir rotayı takip ettiği rivayeti yayıldı. Ahali, Hazret'in meşhur kerametlerinden biri olarak gördü bunu Ferhad Paşa'nın yanında Tebriz seferine de katıldı, orduya manevî kumandanlık Murad'a, Eyüp Sultan'da, Hazreti Ömer'in kılıcını kuşatan da sohbetlerinden, şiirlerinden, vaaz ve öğütlerindensultanların yanı sıra halk da yararlandı. Üsküdar'da kurduğu dergâh, kısa zamanda her tabakadan insana hitap eden bir maneviyat okuluna ve prestiji vardı. Hem halk nezdinde hem de saray devir OsmanlI'nın çalkantılı zamanlarıydı. Entrika ve anarşi kol geziyordu. Böyle bir dönemde gözden düşen ya da hayatından endişe eden ileri gelen bazı devlet adamlarına da dergâhı sığınak ama kendisi dünyayı bırakmıştı. Bir yoksul gibi ya da birkanaat ehli gibi yaşadığı söylenir. Zenginliğini çoğu zaman kamu hayrına harcadı. Geride zengin vakıflar ve manevi miras bıraktı. Yedisi, Türkçe otuz kadar eser de bunların için ettiği ünlü duası ise şöyledir "Sağlığımızda bizi, vefatımızdan sonra kabrimizi ziyaret edenler, türbemizin önünden geçtiğinde Fatiha okuyanlar bizimdir. Bizi sevenler denizde boğulmasın, ahir ömürlerinde fakirlik çekmesin, imanlarını kurtarmadıkça göçmesin."Aziz Mahmud Hüdayi Türbesi Nerede, Nasıl Gidilir?Üsküdar ilçesi Zeynep Kamil Mahallesinde yer alan Aziz Mahmud Hüdayi Türbesi'ne toplu taşımayla geldiğinizde, Üsküdar Askerlik Şubesi durağında inip yürüyebilirsiniz. Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri kimdir? Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri Türbesi nerede? Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri Türbesi’ne nasıl gidilir? Üsküdar’ın aynı isimle anılan mahallesinde bulunan dergah Celvetî Tarikatı kurucusu Şeyh Aziz Mahmud Hüdâyî tarafından 1594-1595 senesinde yaptırılmıştır. Külliye şeklinde kurulan tekkede mutfak, mezarlık, türbe, cami, tevhidhane, kütüphane, kadınlar bölümü ve evler bulunmaktadır. AZİZ MAHMUT HÜDAYİ HAZRETLERİ KİMDİR? Aziz Mahmut Hüdâyî Hazretleri, İstanbul’un ileri gelen Hak dostlarındandır. Hüdâyî ismi ve Aziz sıfatı, şeyhi tarafından kendisine verilmiştir. Üstadı Üftade Hazretlerine intisap etmeden önce Bursa kadısı ve müderrislerindendir. Bir kadınının, kocasından boşanma talebinde bulunduğu ilginç bir dava, hayatını tamamen değiştirmiştir. Kadılığı ve müderrisliği bırakıp Üftade Hazretlerinin önüne diz çöküp talebe olmuştur. Kendisine Hüdâyî ismini de üstadı vermiştir. Hüdâyî Hazretleri, İstanbul’a gelip dergâhını kurduktan sonra Üsküdar’daki dergâhı, kısa zamanda bir ilim ve irfan mektebi hâlini almıştır. Zamanının sultanları, Sultan III. Murat ve I. Ahmet Han kendisinin talebesi oldular. II. Osman ve IV. Murat Han da kendisine gönül veren sevgili talebelerindendir. AZİZ MAHMUD HÜDAYİ HAZRETLERİNİN DUASI Aziz Mahmut Hüdâyî Hazretlerinin vefatından önce yaptığı şu dua münasebetiyle türbesi, İstanbul halkının en sık ziyaret ettiği mekânlardan biri olmuştur “Ya Rabbi! Kıyamete kadar bizim yolumuzda bulunanlar, bizi sevenler ve ömründe bir kere türbemize gelip Fatiha okuyanlar bizimdir. Bize mensup olanlar denizde boğulmasınlar, ahir ömürlerinde fakirlik görmesinler, imanlarını kurtarmadıkça ölmesinler, öleceklerini bilsinler ve haber versinler ve de ölümleri denizde boğularak olmasın.” AZİZ MAHMUD HÜDAYİ HAZRETLERİ NE ZAMAN VEFAT ETTİ? Aziz Mahmut Hüdâyî Hazretleri, 1628 senesinde vefat etmiştir. AZİZ MAHMUD HÜDAYİ HAZRETLERİ TÜRBESİ ZİYARET GÜNLERİ VE SAATLERİ Haftanın yedi günü ziyarete açık olan türbe, 0730 ile 2000 saatleri arasında ziyaret edilebilir. AZİZ MAHMUD HÜDAYİ HAZRETLERİ TÜRBESİ’NE NASIL GİDİLİR? Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri Türbesi’ne özel aracıyla gelmek isteyenler, Edirne yönünden veya Kadıköy yönünden gelirken Altunizade çıkışından Bağlarbaşı tabelasını takip ederek türbeye ulaşabilir. Avrupa yakasından gelmek isteyenler; Edirnekapı’dan 500A numaralı Edirnekapı-Kadıköy, Taksim’den, 110 numaralı Kadıköy-Taksim otobüsünü kullanabilir. Anadolu yakasından gitmek isteyenler ise; 11P, 11V, 125, 12A, 12C, 13, 13B, 14, 14C, 14D, 14F, 14K, 14M, 14R, 14Y, 15F, 3, 6, 9A otobüslerini kullanabilir. Adres Aziz Mahmut Hüdayi Mah. Aziz Mahmut Efendi Sk. Cami İçi No1 Posta Kodu 34672 Üsküdar/İstanbul Tel 0216 341 05 97 Faks 0 216 341 24 31 İstanbul'da bulunan manevi yerler arasında bulunan ve mutlaka ziyaret edilmesi gereken önemli yerlerden birisi de Aziz Mahmud Hüdayi Türbesidir. Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri İstanbul'da pek çok Osmanlı Padişahlarının saygısını kazanmış ve halkın gönlünde taht kurmuştur. Bu nedenle türbesi de pek çok kişi tarafından ziyaret Mahmud Hüdayi Türbesi Nerede?Türbeler ülkemizde manevi açıdan çok önemli olması sebebiyle birçok kişi tarafından ziyaret edilen yerlerden birisidir. Ülkemizde pek çok türbe bulunmaktadır. En çok merak edilen türbelerden birisi de Aziz Mahmud Hüdayi Mahmud Hüdayi Türbesi Osmanlı döneminde denizciler tarafından Beşiktaş ilçesinde yer alan Yahya Efendi, Beykoz ilçesinde yer alan Hz. Yuşa ve Sarıyer ilçesinde yer alan Telli Baba türbeleri ile beraber boğazın manevi koruyucuları olarak görülmektedir. Aziz Mahmud Hüdayi Türbesi İstanbul ilinde Üsküdar ilçesinde yer almaktadır. Türbe Mihrimah Sultan, Şemsi Paşa ve Yeni Valide gibi tarihi camilerin bulunduğu Üsküdar Meydanına 10 dakika mesafede yer bulunduğu yere girmek için Üsküdar Meydanına ulaşım sağlanması gerekmektedir. Avrupa yakasından gelecek ziyaretçilerin Eminönü veya Beşiktaş ilçesinden kalkan vapurlara binip Üsküdar'a gelmeleri Mahmud Hüdayi Türbesi Hangi İldedir?Aziz Mahmud Hüdayi Türbesi İstanbullular ile beraber ülkemizde yaşayan pek çok kişi için merak edilen bir türbedir. Ülkemizde mutlaka gezilip ziyaret edilmesi gerekmektedir. Ülkemizde bulunan ve manevi olarak önemli bir yer olan Aziz Mahmud Hüdayi Türbesi İstanbul ilinde yer Mahmud Hüdayi Anadolu'da yetişmiştir. Yaşadığı dönemde sultanlar ve halk tarafından sevilmiş ve geniş bir tesir kitlesi oluşturmuştur. Aziz Mahmud Hüdayi III. Murad, I. Ahmed, II. Osman ve IV. Murad gibi padişahlar döneminde yaşamıştır. Ayrıca Osmanlı Sarayı Sultanlarının da sevgisini Mahmud Hüdayi Hazretleri 1541 yılında Ankara Şereflikoçhisar'da doğmuştur. İlim tahsilinden sonra Bursa ilinde yaşamıştır. Daha sonra İstanbul'a yerleşmiştir. Aziz Mahmud Hüdayi İstanbul'da önemli camilerde vaazlar vermiştir. Sultan Ahmet Cami açılışında kılınan ilk cuma namazında hutbe okutmuştur. 1628 yılında ise vefat etmiştir. Aziz Mahmud Hüdayi Türbesi Hazretlerinin kabri ise Üsküdar ilçesinde kendi yaptırdığı cami bahçesinde bulunmaktadır. Ayrıca türbe içerisinde başka sandukalar da yer Mahmud Hüdayi Türbesinin camekanlı girişi bulunmaktadır. Daire kesitli 4 mermer sütun türbenin ortasında yer almaktadır. İçeride ise Celveti tacı şerifini andıran 13 dile ayrılmış bir ahşap kubbe yer almaktadır. Kubbenin altında ise Aziz Mahmud Hüdayi'nin ahşap sandukası yer Mahmud Hüdayi Türbesi Ziyaret GünleriAziz Mahmud Hüdayi Türbesi İstanbul'da Üsküdar ilçesinde yer almaktadır. Üsküdar Meydanından yaklaşık 10 dakika yürüyerek Aziz Mahmud Hüdayi Türbesine gitmek mümkündür. Pek çok ziyaretçi türbeyi ziyaret etmek istemektedir. Fakat Aziz Mahmud Hüdayi Türbesini ziyaret edebilmek için ziyaret günlerinin ve saatlerinin bilinmesi gerekir. Aziz Mahmud Hüdayi Türbesini ziyaretçiler haftanın her günü ziyaret Mahmud Hüdayi Türbesi Ziyaret SaatleriHaftanın her günü ziyaretçilerine kapısı açık olan Aziz Mahmud Hüdayi Türbesini gün içerisinde belirli saatler aralığında ziyaret etmek mümkündür. Haftanın her günü saat 0900 ile 2000 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz. Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri’nin yaptığı ve herkes tarafından bilenen duâ... Bütün ulemâ ve evliyâ, bu duânın kabûl olduğunu, bu yola mensup olanların denizde boğulmadıklarını ve pek çok kimsenin de vefât günlerine yakın öleceklerini haber verdiklerini bildirdiler. İşte Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri’nin kabul olunan duâsı...Sultan Ahmed Han, Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri’ne müstesnâ bir hürmet gösterir ve ikramda kusur etmezdi. Bir gün Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri ile sarayda sohbet ediyordu. Bir ara abdest tazelemek isteyen Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri için ibrik ve leğen getirdiler. Pâdişah, hocasına hürmeten ibriği eline aldı ve abdest suyunu kendisi döktü. Sultan Ahmed Hân’ın annesi de kafes arkasında havluyu hazırlamıştı. Vâlide Sultan bir ara kalbinden “Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri’nin bir kerâmetini görseydim!” diye geçirmişti. HÜDÂYİ HAZRETLERİNİN KERAMETİ Bunun üzerine Hüdâyî Hazretleri, Vâlide Sul­tân’ın gönlünden geçenlere vâkıf olarak “–Hayret! Bâzıları bizden kerâmet arzu ederler. Hâlbuki Halîfe-i Rûy-i Zemîn’in elimize su dökmesi ve muhterem vâlidelerinin de bize havlu hazırlamasından daha büyük kerâmet mi olur?” buyurdu. Sohbet esnâsında Ahmed Han “–Efendim! Seyyid Abdülkâdir Geylânî Hazretleri’nin, kıyâmet günü talebelerine ve günahkâr mü’minlere şefâat edeceği hakkında rivâyetler var. Bu rivâyetlerin doğruluğu hakkında ne buyurursunuz?” diye sordu. Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri hemen cevap vermedi. Bir müddet murâkabe hâlinde kaldıktan sonra “–Evet doğrudur! Abdülkâdir Geylânî Hazretleri, müntesiblerinden pek çok günahkâra şefâat edecektir!” buyurdu. AZİZ MAHMUD HÜDÂYİ HAZRETLERİNİN DUÂSI Pâdişah devam ederek “–Efendim! Acabâ zât-ı âlînizin de bizlere bir vaad ve müjdesi yok mudur?” diye sorunca, Mahmûd Hüdâyî Hazretleri ellerini kaldırıp “Yâ Rabbî! Kıyâmete kadar bizim yolumuzda bulunanlar, bizi sevenler ve ömründe bir kere türbemize gelip rûhumuza Fâtiha okuyanlar bizimdir... Bize mensub olanlar, denizde boğulmasınlar; âhir ömürlerinde fakirlik görmesinler; îmanlarını kurtarmadıkça ölmesinler; öleceklerini bilsinler ve haber versinler ve de ölümleri denizde boğularak olmasın!..” diye duâ eyledi. Bütün ulemâ ve evliyâ, bu duânın kabûl olduğunu, bu yola mensup olanların denizde boğulmadıklarını ve pek çok kimsenin de vefât günlerine yakın, öleceklerini haber verdiklerini bildirdiler. Ahmed Han, 1617 senesinde hastalandı. Sırtında bir yara çıkmıştı. Mâbeynci Mustafa, Sul­tân’ın vefâtından bir gün önce hu­zû­runda iken, Ahmed Hân’ın, odada görünmeyen bâzı kimselere dört defa “–Ve aleyküm selâm!” dediğini işitti. Sebebini sorduğunda Sultan Ahmed Han “–Şu anda yanıma Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk, Hazret-i Ömer, Hazret-i Osman ve Hazret-i Alî geldiler. Bana –Sen dün­ya ve âhi­retin sultanlığını kendinde toplamışsın. Yarın Rasûlullah -sal­lâl­lâ­hu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in yanında olacaksın!..» buyurdular.” cevabını verdi. Hakîkaten ertesi gün bu dün­ya ve âhi­ret sul­tâ­nının hayatı, her fânî gibi nihâyete erdi. Kaynak Abide Şahsiyetleri ve Müesseseleriyle OSMANLI, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yayınları, 2013 İslam ve İhsan Aziz Mahmûd Hüdayi Vakfı nasıl kuruldu? Kuruluş hikayesi nedir? İstanbul'dan dünyanın dört bir yanına uzanan yardım ve kardeşlik ağı nasıl oluştu? Osman Nuri Topbaş Hocaefendi anlatıyor... Osman Nûri Topbaş Hocaefendi İle Hüdâyî Vakfı ve Müslümanın “Rahmet İnsanı” hüviyeti üzerine yapılan röportaj… AZİZ MAHMUT HÜDAYİ VAKFI NASIL KURULDU? KURULUŞ HİKAYESİ Altınoluk 1985’ten bu yana on yıllar geçmiş. Aziz Mahmud Hüdâyî Vakfı için bir doğuş zamanı var, bugün geldiği nokta var. Bir doğuş hikâyesi olmalı diyorum öncelikle. Nasıl toprağa düştü Hüdâyî fidesi, tohumu? Oradan başlayalım isterseniz. Osman Nûri Topbaş Şöyle oldu Bendeniz, Üsküdar’da ikâmet ediyorum. Aziz Mahmud Câmii ve Türbesi, bizlere büyük bir huzur ve feyz verirdi. Bu yüzden Hüdâyî Câmii’ne gidip gelir, Hazret’i ziyaret ederdik. Câmiye bir arkadaşım imam olarak tayin oldu “–Mübârek günlerde buraya gelip gidenler oluyor. Bazen iftar vakti geliyorlar. Bir iftar versek. Ben bahçeye sebze ektim. Siz de et ve zahîre alsanız da gelenlere iftar yemeği versek.” dedi. Bu şekilde, gelenlere iftar verilmeye başlandı. Fakat çok büyük rağbet gördü bu iftarlar. Muhitin garipleri, fakirleri, bunun yanında Hazret’i ziyarete gelenler, bu iftarlardan, ikramlardan istifâde ediyorlardı. Sonradan, rahmetli Fahrettin Tivnikli Bey “–Bunu biz dâimî yapalım.” dedi. Mağdur aileler gelip gidiyordu. Bir kısmına kaplara koyarak yemek veriyorduk. Sonra bu hizmetin bir vakıf bünyesinde yapılması düşüncesi hâsıl oldu; daha şümullü olsun diye. Sonra; “Buraya gelemeyenler var, onlara da erzak dağıtılsın.” denilerek ihtiyaç sahiplerine erzak tevziine başlandı. Erzak tevziinde de görüldü ki, ailelerin mânevî ihtiyaçları da var. Çoluk-çocukları perişan. “Bu ailelerin çocuklarına İslâmî terbiye verelim de yanlış yollara düşmesinler.” dedik. Çünkü fakirlik, hele mâneviyat yoksa, çok kere yanlış yollara düşürüyordu insanları. Selde sürüklenen kütükler misâli, kimin hangi mecrâda helâk olacağı belli olmuyordu… Bu vesîleyle bir Kur’ân Kursu kuruldu. Bu şekilde başladık. Fakir ailelerin çocuklarını Kur’ân Kurslarına almaya başladık. Hattâ bir anne, içler acısı bir şey söyledi seneler sonra “‒Ben bir kızımı size verdim. Şimdi hoca hanım oldu. Evlendi, Samsun’a gitti. Orada hoca hanımlık yapıyor. Diğer kızım ise, siz yokken, Kur’ân Kursları da yoktu; açlık, yoksulluk, gariplik yüzünden kötü yola düştü. Keşke daha evvel bu müesseseler kurulsaydı!..” dedi. Bu şekilde başladı. Kur’ân Kursu, mektep, üniversite bursları… Ondan sonra dünyadan imdat sesleri gelmeye başladı. Altınoluk Şöyle bir şey soralım Efendim 1985’ten bu zamana, daha ilelebed devam eder inşâallah, Hüdâyî Câmii etrafındaki küçük aşhâneden başlayan, oradan Afrika’ya, Balkanlar’a, Kafkasya’ya, Orta Asya’ya, hattâ Güney Amerika’ya uzanan bir hizmet ağı oluşturuldu… Umûmî bir değerlendirme yaparsanız; “Hüdâyî Vakfı sizin için nedir?” diye sorarsak, neler söylersiniz? Osman Nûri Topbaş Şunu ifade edeyim Kur’ân-ı Kerîm’de en çok “Rahman” ve “Rahîm” esmâsı geçiyor Cenâb-ı Hakk’ın. Efendimiz, âlemlere rahmet olarak gönderildi. Demek ki mü’min de “rahmet insanı” olacak. “Rahmet toplumu” olacak. Bir rahmet tevzî edecek. Hüdâyî, bir rahmet insanı olabilmenin hedeflendiği bir rahmet dergâhı… Her medeniyet, kendi insan modelini meydana getirir. Bizim medeniyetimizin insanı da “rahmet insanı”dır. Rahmet insanı; diğergâmdır, paylaşan insandır, fedakârdır, merhameti lezzet hâline getiren insandır. Biz şunu müşâhede ettik. Hüdâyî’de kurulan bu rahmet dergâhında âdeta bir mahşer kaynıyordu. Fakir-fukarâ, garip, kimsesizler, yalnızlar… Hepsinin bir barınağı ve sığınağı hâline geldi Hüdâyî. Burada şunu gördük; nasıl oldu bu, biz de bilmiyoruz. Biz burada âdeta bir ney gibiydik. Neyi üfleyen nefes nereden geliyordu? Bu gelen güçlü nefes, kısa bir zaman içinde nerelere kadar yayıldı? Âdeta bir bâd-ı sabâ oldu. Az evvel bahsettiğiniz coğrafyalara; Orta Asya’dan tutun da Afrika’ya, Balkanlara kadar yayıldı. Altınoluk İstanbul’dan, Türkiye’den baktığınızda, bütün Dünya coğrafyasından baktığınızda, Hüdâyî gittiği yerde bir karşılık buluyor. Afrika’da bir karşılık buluyor. Bir ihtiyaca tekâbül ediyor, değil mi? Dünya’da rahmet toplumuna bir ihtiyaç var. Osman Nûri Topbaş Çok doğru. Hattâ birçok yerde; “Siz Osmanlı’nın torunlarısınız, onu temsil ediyorsunuz. Osmanlı bir merhamet tevzî etti, hak-hukuk tevzî etti, adâlet tevzî etti. Siz onun torunlarısınız.” dediler. Altınoluk Nasıl anlıyorlar Osmanlı’yı? Osman Nûri Topbaş Osmanlı, dünyaya bir merhamet kanadı olmuş. Bugünkü dünyanın gidişâtının tamamen zıddına… Bugün dünyaya baktığımızda, birkaç kovboy dünyayı idare ediyor âdeta. Ağzından çıkan iki kelime, bütün dünyaya tâlimat oluyor. Osmanlı öyle değildi. Osmanlı fethettiği yerlerde dahî aslâ zulmetmedi. Meselâ Polonya’da; “Vistül Nehri’nden Osmanlı atları su içiyorsa burada hak vardır, hukuk vardır.” sözü bir darb-ı mesel hâline geldi. Osmanlı, fethettiği yerlere, seçilmiş, dervişvârî aileler gönderdi. Onların merhamet, şefkat, nezâket, zarâfet ve hassasiyetleriyle, gittikleri bölgenin halkının çoğu, onlar sayesinde müslüman oldu. Meselâ Boşnakların müslüman olması o şekildedir. Hâkezâ Arnavutların da. Röportajın tamamını okumak için tıklayınız... Hüdayi Vakfı ve yardımları hakkında daha detaylı bilgi için tıklayınız. İslam ve İhsan

aziz mahmud hüdayi deniz hikayesi