NotreDame’ın Kamburu Kitap Özeti İncelemesi. Norte Dame Katetral'inin çancısı Quasimodo görünüşü yüzünden yargılanır, sevilmez. Ama önemli olan içimizdeki güzellik ve gerçek adalettir. Notre Dame’ın Kamburu Kitap Özeti İncelemesi ve yorumumu yapmak istiyorum. Victor Hugo denilince akla gelen ilk roman nedir? Bundanüç yüz kırk sekiz yıl, altı ay, on dokuz gün önce, Parisliler, şehrin üç ayrı yerinden gelen çan sesleriyle uyandılar. Şehrin, üniversitenin ve kasabanın tüm çanları çalıyordu. cumhuriyetroman - Sersem Kocanın Kurnaz Karısı - DÜNYA EDEBİYATI DOĞAL DESTANLAR - Notre-Dame'ın Kamburu__Yanlış Dosya - eşleştirme 50 out of 5 stars. Quasimodo Lives (Again) Verified purchase. I fell in love with the music in this animated Disney film. I am a big fan of Victor Hugo. For my Christmas presents to my friends this year, I did a study of The Hunchback of Notre Dame as a book, as a Disney animated movie, as a stage musical on its way to Broadway. tanımdanhareketle Notre Dame’ın Kamburu adlı romanın bir bölümüyle Kastamonu’dan derlenen bir halk anlatısını karılatırdık. 1994 yılında Kastamonu ili Araç ilçesi Oycalı köyünden derleme yaparken bir fıkra / hikâye derlemitik. Kaynak kiinin adı Mustafa Çobanoğlu. Nüfusta 1910, gerçekte ise 1903 doğumludur. 7Xe6. Quasimodo” Paskalya’dan sonraki ilk pazara verilen addır aslında. XX. yüzyıl Paris’inde Notre-Dame Kilisesi’nin ön avlusundaki kerevete, kimsesiz bebekler bırakılırdı. Başrahip Frollo, böyle bir günde bulduğu sakat bebeği himayesine alır ve ona Quasimodo adını verir. Onu büyütür ve kilisenin zangocu yapar; ancak çanın sesi altın kalpli Quasimodo’nun giderek sağır olmasına yol açar. Ne var ki, Quasimodo’nun koruyucusu kabul edip büyük sevgi ve bağlılık duyarak büyüdüğü başrahip, karanlık iç dünyasına hapsolmuş, dizginleyemediği nefretinin pençesinde kıvranan biridir. Victor Hugo, olayları ince ince ördüğü Notre-Dame’ın Kamburu adlı ünlü eserinde, insan hayatında kaderin yerini sorgulamış, kaleme alındığından bu yana birçok sanat eserine, özellikle de filmlere esin kaynağı olan muhteşem bir roman çıkarmıştır ortaya. Notre-Dame’ın Kamburu aynı zamanda Paris kentinin romanıdır. Hugo, şehrin o dönemini tüm ayrıntılarıyla, Fransız dilinin tüm zenginliğini kullanarak aktarmış, Paris’in diğer karakterlerden rol çalmasına yol açmıştır. Türkiye'den 20 çağdaş fotoğrafçı Can Klasikleri’nin bu özel dizisi için 20 kitabın kapak fotoğrafını özgün yorumlarıyla hazırladı. Ünlü Romanların Geçtiği Mekanlar – Kitap okumanın en güzel yanı hayal gücünüzü geliştirmektir. Okuduğunuz metni kafanızda canlandırırsınız ve kendinizi de o ortamda hissedersiniz. Edebiyat ve şehirler arasındaki ilişkiye odaklanmak, seyahat ettiğiniz kenti farklı bir gözle algılamanızı sağlayabilir. Akışına kapıldığınız kitapların nerede geçtiğini merak etmez misiniz? İşte size birkaç örnek. Ünlü Romanların Geçtiği Mekanlar Paris – Fransa Sefiller, Victor Hugo Victor Hugo, hem “Norte Dame’ın Kamburu” hem de “Sefiller” romanları ile okuyucularını Paris sokaklarında unutulmaz yolculuklara çıkaran bir yazar. Romanda birçok atmosferin yaratılmasına imkan tanıyan mekanların başında, barok stile sahip Saint Paul Kilisesi, Balzac, Sartre gibi birçok yazarı ağırlamış olan Jardin du Luxembourg Parkı ve elbette Notre Dame Katedrali geliyor. Victor Hugo’nun evini de unutmamak lazım tabii. neoldu Amsterdam – Hollanda Düşüş, Albert Camus 1956’da, Camus’nün bir trafik kazasında ölümünden dört yıl önce yayımlanan kitap bir zamanlar Paris’te başarılı bir avukat olan ve Clamence ile bir Parisli arasında geçen konuşmayı konu alır. Sohbete ev sahipliği yapan kent ise kanalları ile ünlü Amsterdam’dır. momonda Berlin – Almanya Soğuktan Gelen Casus, John le Carré Berlin, dramatik bir geçmişe sahip olmasından dolayı yazarlar başta olmak üzere pek çok sanatçı için son derece özel bir kent. Özellikle 1945’ten bu yana romancılar için tam anlamıyla bir ilham kaynağı olmasıyla da ünlü. Bu kenti hikâyenin sahnesi olarak kullanan çok sayıda büyük edebiyatçıya rastlamak mümkün. John le Carré’nin Soğuk Savaş döneminde geçen Soğuktan Gelen Ajan’ı ise hem türünün en iyi örneği hem de Berlin’de geçen kitapların en dikkat çekenidir. turna Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali Türkiye’de en çok satan kitaplar listesinin daimi birincisi, Sabahattin Ali’nin efsanevi romanı Kürk Mantolu Madonna’da baş karakteri Raif Efendi, hayatının kadınına Berlin’de aşık oluyor! Bu kez Berlin’in başka bir yönüne ve dönemine şahit oluyoruz. Kent aşk, sanat ve doğayla öne çıkıyor. Raif Efendi’nin penceresinden Berlin’i yaşamak için Müzeler Adası’nı, Berlin Katedrali’ni, Bergama Müzesi’ni, Tiergarten, Treptower, Volkspark Friedrichshain ve Grunewald parklarını mutlaka gezi rotasına eklemek gerekiyor. pinterest Londra – İngiltere Sherlock Holmes, Sir Arthur Conan Doyle Londra denince akla birçok eser gelse de, edebiyat dünyasının eşsiz karakteri Sherlock Holmes’ un ünü kolay geçilecek cinsten değil! Sir Arthur Conan Doyle’un, 1887 yılında yarattığı karakter gerçekten yaşıyor gibi! Ünlü dedektifin romanlardaki konutuna ev sahipliği yapan Baker Sokağı’nda Sherlock Holmes Müzesi’ne uğrayabilir, zamanında Doyle ve Oscar Wilde’ın sohbetlerine tanıklık etmiş Londra’nın en eski oteli The Langham’ da bir şeyler yiyebilir, Sherlock’ un araştırma yapmak için sıklıkla uğradığı British Museum’ da çok güzel vakit geçirebilirsiniz. bloggezinomi Kahire – Mısır Nil’de Ölüm, Agatha Christie Agatha Christie’ nin Nil’de Ölüm’ ü, Mısır’a seyahat etmek isteyenlere yıllardır ilham veriyor. Çok sayıda film, TV ve radyo uyarlaması da çekilen roman Christie’ nin efsane kahramanı, Belçikalı dedektif Hercule Poirot’ nun Londra’dan Mısır’a gelişini ve Linnet Ridgeway’ i Nil Nehri üzerindeki teknesinde kimin öldürdüğünü araştırmasını konu alıyor. Muhteşem Nil boyunca ilerlerken Poirot, aynı teknede olduğu faili bulmaya çalışıyor. gezimanya Cape Town – Güney Afrika Utanç, J. M. Coetzee 2003 Nobel Ödülü’nün sahibi, Güney Afrikalı yazar John Maxwell Coetzee’ nin edebiyat dünyasına hediyesi olan Utanç, ırkçılık temasını işliyor. Cape Town’ da görülecek birçok doğal güzelliğin yanı sıra Utanç’ ta geçen dönemin izlerini ve tarihin ilginç sayfalarını keşfetmek isterseniz Bo Kaap bölgesi, Good Hope Kalesi, Deniz Müzesi ve District Six Müzesi’ ni gidilecek yerlerin arasına koyabilirsiniz. edurota Girit – Yunanistan Zorba, Kazancakis Çoğu insanın Anthony Quinn’in muhteşem oyunculuğu ve sirtaki dansıyla bildiği Zorba, aslında fazlasıyla aşina olduğumuz bir adayı ve kültürünü konu alıyor. Girit Adası’nda anlatıcının tanıştığı bir karakter olan Zorba, bu güzel adanın atmosferinde hayatı dolu dolu yaşamanın sırlarını okurlarla paylaşır. Yunanistan’ın en büyük, Akdeniz’in beşinci büyük adası Girit’i bu gözle görmek isterseniz, aynı zamanda Kazancakis’ in de memleketi olan Heraklion ile turunuza başlayabilirsiniz. gezbeğen NOTRE DAME’IN KAMBURU Ölmek Bir Şey Değil, Yaşamamak Korkunç.. VİCTOR HUGO Victor Marie Hugo.. Fransız şair ve yazar. Hatta ressam arkadaşı Eugene Delacroix’in “O bir yazar olmasaydı belki de yüzyılın en etkili ressamlarından bir olabilirdi.” ifadesinden resim yeteneğinin de olduğunu anlıyoruz. Babasının mesleği ve dönemin şartlarından ötürü siyasetle hep içe içe olmuş ve belirgin bir şekilde sistemi eleştirmiştir. Çoğu kitabında savunduğu görüşün nidalarını görürüz. Bugün de en çok bilinen kitaplarından biri olan Notre Dame’in Kamburu’nun analizini yapacağız. Notre Dame’in Kamburu orijinal ismi Notre Dame de Paris Victor Hugo’nun Quasimodo’nun çingene kızı güzeller güzeli Esmeralda’ya olan aşkının anlatıldığı bilinen kitabımız aslında Ortaçağ Avrupası’nın tarihini anlatır. Hugo bütün kitaplarında ve oyunlarında olduğu gibi eleştiri yaparak başlar kitaba. Dini bir piyesi konu olan ilk bölüm, dönemin burjuva sınıfının dinsel ögeleri kullanarak halka yaşattığı birtakım durumları, statüsel farkların yarattığı adaletsizliği tasvir eder. İlk bölümden son bölüme kadar betimlemeyi o kadar iyi yapar ki Victor Hugo Paris sokaklarında geziyormuş hissine kapılırsınız. Esmeralda’nın danslarına tanıklık etmiş gibi hissedersiniz , sürekli Frollo’nun kapüşonundan görünen karanlık yüzünü hayal edersiniz ve hatta köşede gizlenen kambur Quasimodo da ara ara sizi korkutur. Kitabın ilk bölümünde Deliler Bayramı ve Krallar Günü’nün aynı güne denk gelmesi karşılar bizi. Burada şair Pierre Gringore ile tanışırız. Dini bir oyunun gösterimi için verdiği çabalar ve yıpranışlarına tanık oluruz. Din demişken konu pek tabii başpapaz ve rahip olan Claude Frollo’ya gelir. Claude Frollo baş kahramanımız Quasimodo’yu büyüten, ona ismini veren manevi baba olarak tanıyacağımız insandır. Baş kahramanımız Quasimodo’yu tanımaya başlayalım ; Doğduğunda kiliseye bırakılmış, rahip tarafından büyütülmüş, kilise çanlarının sesi yüzünden sağırlaşmış ve hatta rivayet odur ki yüzüne bakılamayacak kadar çirkin, eciş bücüş bir fiziğe sahip olan bir kamburmuş Quasimodo. O gün kutlanan deliler bayramında oynanan en çirkin yüzü seçme oyununda birinci çıkar hatta. Halk onun birinciliğini sedye üzerinde Paris sokaklarını gezdirerek kutlarken biricik aşkı Esmeralda ile karşılaşır. Bu tabiri caizse en güzel ve en çirkinin karşılaşmasıdır. Esmeralda, çingeneler tarafından annesi hemşire Gudule’den bebekken kaçırılan, ailesine dair bildiği tek şey boynundaki patik olan ve yaşamı boyunca ailesini arayan, çok güzel bir yüze ve fiziğe sahip, güzel sesli, neşeli,siyah kıvır kıvır saçlarıyla, can alıcı danslarıyla bilinen ve hareketli keçisi ile dolaşan bir genç kızdır. O kadar güzel ve iyi kalplidir ki sadece Notre Dame’in kamburu olan Quasimodo’yu değil bekâr kalması gereken rahibimiz Frollo’yu da kendine aşık eder. Esmeralda ise onu kaçırmaya çalışanların elinden kurtaran Phoebus adlı bir yüzbaşına aşıktır. Phoebus ise soylu bir kızla nişanlıdır ama Esmeralda’yı gördüğü ilk andan itibaren ondan çok etkilenir. Karmaşık bir aşk hikayesi gibi görünen romanımız detaylarıyla ve Victor Hugo’nun muhteşem betimlemeleriyle bize bariz bir şekilde dönemin kötü şartlarını, ezilen ve gereksiz yere yükseltilen insanlarını, Ortaçağ Avrupasını ve tarihini kusursuz bir dille sunar. Bu sırada ;Esmeralda’nın yüzbaşına aşık olduğunu bilen rahip onları bir şekilde bir araya yüzbaşını öldürmektir ve amacına da ulaşır. Fakat o an orada masumiyetini kanıtlayamayacak vaziyette bulunan Esmeralda suçlu bulunur ve idama mahkum edilir. İdam etmek için kiliseye getirilen Esmeralda’yı Quasimodo ip sarkıtarak kilisenin içerisine alır. Dönemin inanışına göre kiliseye sığınan insan zorla çıkarılamaz. Rahip Frollo ise çingeneleri Esmeralda’yı kaçırsınlar diye kışkırtır. Kiliseye saldıran çingeneleri savurmaya çalışan Quasimado onlarla ilgilenirken rahip Frollo Esmeralda’yı idam edileceği yere götürür. Esmeralda’ya onunla olursa onu ölümden kurtaracağını söyler ama Esmeralda kabul etmez. Rahip Esmeralda’yı cezalandırmak için seneler önce kızı çingeneler tarafından kaçırılan ve çingenelere düşman olan hemşire Gudule’nin hücresine atar. Aslında hemşire Gudule ise Esmeralda’nın annesidir. Ama kimsenin bundan haberi yoktur. Çocuğunu kaçırdıkları için çingenelere kin besleyen Gudule Esmeralda’ya saldırır. Boğuşurken boynundaki patiği görür ve kızı olduğunu anlar. Ama idam vakti gelmiştir. Hemşire Gudule idama engel olmaya çalışır ve askerler tarafından itilip ölür. Esmeralda ise idam edilir. O anın duygusal yoğunluğunu Victor Hugo gözler önüne o kadar iyi seriyor ki ağlamak biraz kaçınılmaz son oluyor. Ama bu muhteşem kitap burada bitmiyor tabiki. Kilisenin her yerinde Esmeralda’yı arayan Quasimodo rahip Frollo’yu bir noktaya odaklanmış bakarken görür. Frollo’nun odak noktasında darağacında duran Esmeralda vardır. Kilisenin anahtarının sadece rahipte olduğunu bilen Quasimodo rahibin Esmeralda’yı teslim ettiğini anlar ve rahibi kuleden aşağı iter. Rahip orada ölür. Ertesi gün rahibin cesedini yerde bulan görevliler onun intihar ettiğini düşünürler. Bu yüzden rahip kutsal toprağa cansız bedeni bir mahzene götürülür. Quasimodo ise Notre-Dame’dan kaybolur. Bu olaydan iki yıl sonra mahzene giden görevliler tuhaf biçimde kucaklaşmış iki iskelet bulurlar. Bu iskeletlerden birisi boynunda patik kese bulunan bir kadına aittir. Bu iskeleti sımsıkı kucaklayan iskelet ise bel kemiği çarpık, bir bacağı diğer bacağına göre kısa olan, eciş bücüş bir erkeğe aittir. Bu erkeğin ise asılmadığı, kendi isteğiyle gelip kadına sarılarak öldüğü apaçık iskeletini kadın iskeletinden ayırmak isteyen görevliler ise erkek iskeletine dokunduğu anda şok edici bir şeyle karşılaşırlar. Çünkü erkek iskeleti kadından ayrıldığı anda toza dönüşür ve yere dökülür. Ve Notre Dame’in Kamburu güzelliğini her detayıyla ve bence biraz da bu muazzam sonun ihtişamından alır. Her ne kadar aşk romanı sayılmasa da muhteşem bir aşkı tanıtır bize, tarih konularını sıkıcı bulan insanların dahi severek okuyacağı bir kitap olur. Ve ünü sürer asırlarca.. Okunma Sayısı _YÜZYILLIK YALNIZLIK_ Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez'in 1967’de yazdığı bu romanı 1982 yılında ona Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandırmıştır. Ve neredeyse tüm dünya dillerine çevrilmiştir. Kitabın konusu ile ilgili yazar şöyle demiştir "Yazmaya başladığımda, çocukluğumda beni etkilemiş olan her şeyi edebiyat aracılığıyla aktarabileceğim bir yol bulmak istiyordum. Çok kasvetli kocaman bir evde, toprak yiyen bir kız kardeş, geleceği sezen bir büyükanne ve mutlulukla çılgınlık arasında ayrım gözetmeyen, adları birörnek bir yığın hısım akraba arasında geçen çocukluk günlerimi sanatsal bir dille ardımda bırakmaktı amacım. Yüzyıllık Yalnızlık'ı iki yıldan daha kısa bir sürede yazdım. Ama yazı makinemin başına oturmadan önce bu kitap hakkında düşünmek on beş, on altı yılımı aldı. Büyükannem, en acımasız şeyleri, kılını bile kıpırdatmadan, sanki yalnızca gördüğü şeylermiş gibi anlatırdı bana. Anlattığı öyküleri bu kadar değerli kılan şeyin, onun duygusuz tavrı ve imgelerindeki zenginlik olduğunu kavradım. Yüzyıllık Yalnızlık'ı büyükannemin işte bu yöntemini kullanarak yazdım. Bu romanı büyük bir dikkat ve keyifle okuyan, hiç şaşırmayan sıradan insanlar tanıdım. Şaşırmadılar, çünkü ben onlara hayatlarında yeni olan bir şey anlatmamıştım. Kitaplarımda gerçekliğe dayanmayan tek cümle bulamazsınız." Peki bu kitap hakkında okuyucular neler düşünüyorlar? 'Yalnızlık teması öyle sessizce, derinden ve belki de sinsice işleniyor ki içinize, bittiği zaman beyninizden vurulmuş gibi hissetmeniz çok olası. Her sayfası olaylarla çevrili olduğundan, sadece anı yaşıyormuş gibi öncesi sonrası yokmuş gibi hissettiriyor. Senfonik bir destansılık ölüm bu kitapta çok olağan. Sonlara doğru kitapla aramda öyle bir bağ oluştu ki, bitmesin istedim sonu olmasın diye yavaş okumak istedim.' 'Okumayan her insanın kesinlikle birşeyler kaybettiğini düşündüğüm roman.' Kitabı okuyan biri olarak öncelikli olarak bazı şeylerden bahsetmek üzere Gabriel Garcia Marquez tüm Latin Amerika coğrafyasında “Gabo” takma adıyla bilinir. Yazar; roman, hikaye, oyun ve senaryo yazarlığı yapmıştır ve edebiyat dünyası üzerindeki etkisi de yadsınamaz. Edebiyat dünyasında “Büyülü Gerçeklik” akımının öncü yazarları arasında yer akımla yazdığı kitaplarından biri olan Yüzyıllık Yalnızlık,Kolombiya’daki hayali bir kasaba olan Macondo’nun hikayesini ve bu kasabanın kurucuları olan Buendía ailesinin yükselişini ve düşüşünü bir aile çerçevesinde,akımın güçlü bir şekilde hissedildiği olay ve betimlemelerle bezenmiş,gerçekten alışılagelmiş roman yapısını yıkan bir yapıya ve anlatıma sahiptir. Birçok karakterin betimlemesini ve çözümlemesini okurken yanımızda yaşıyormuş gibi kaleme alıp ,hissettiren yazar,kitapta merak uyandıran dünyevi tipler olarak tasvir edilen karakterlerin ailelerinin isimlerini ve mizacını alması ve bu tür tekrarlanan örnekleri de, gözler önüne serer. _NOTRE DAME'IN KAMBURU_ Notre Dame'ın Kamburu,Victor Hugo'nun 1831 yılında yayınlanan ve Fransa’da krallık döneminin karanlık günlerinden kesitler sunan romanıdır. Romanın tamamlanması yaklaşık 6 ay sürmüştür. 'Notre-Dame'ın Kamburu aynı zamanda Paris kentinin romanıdır. Hugo, şehrin o dönemini adım adım, duvar duvar, tarih tarih, o olağanüstü zengin diliyle anlatmış, Paris'in, diğer karakterlerden rol çalmasına yol açmıştır.' victor hugo ile ilgili görsel sonucuÖncelikle,kitabı tam olarak tanımadan önce Victor Hugo nun edebi kişiliğinden biraz bahsetmem doğru Hugo,Fransız yazar,şair,oyun yazarıdır. En büyük ve ünlü Fransız yazarlardan biri kabul edilir. Hugo'nun Fransa'daki edebi ünü ilk olarak şiirlerinden sonra da romanlarından ve tiyatro oyunlarından gelir. Notre Dame'ın Kamburuna dönecek olursam,şunu söylemeliyim ki,eser Victor Hugo'nun usta elinden çıkmış ve üzerinde yoğun şekilde düşünülmüş ve o dönemin Fransa'sına tanıklık eden bir eserdir. Dönemin koşullarını,sosyal,ahlaki,adli,manevi ve siyasi yapısını büyük bir gerçeklikle anlatan,aynı zamanda belirlenen karakterlerden de kopmadan,onlara da yoğunlaşan ve kişisel çözümleme açısından örnek göstereceğiniz bir anlatımı sahip olan eserde,aynı zamanda kader üzerine de bir çıkarım yapabilinir ve zayıflıklar ve bildiğimiz karakterlerin bilmediğimiz karanlık ve zayıf yönlerini de aktarmayı başarmış olan Hugo,Notre Dame Kilisesi'nden de okuyuculara iyi bir yorum ve düşleme gücünü de hissettiriyor ve o mekanda,romanın içine girilebilinmesini sağlıyor. Quasimodo,Rahip Dom Claude,Phoebus ve Esmeralda odaklı eser,10 küçük kitabın birleşmesiyle oluşmuştur. Dinlemenizi tavsiye ettiğim ve kültürel gelişmelerle ilgili,matbaa,mimarlık,dinsel reformlar kitabın atmosferine uyum sağlamanızı sağlayan 'Katedraller Zamanı Gelmişti.' isimli parça... Adı Sefiller Yazarı Victor HUGO Sayfa Sayısı 1478 Boyutları 195 X 127 X 115 Yayınevi Oda Yayınları Basıldığı Yer İstanbul Basıldığı Tarih Nisan 2000 Sefiller Roman Özeti ve Ayrıntılı Tahlili Sefiller Roman Özeti ve Ayrıntılı Tahlili Konusu Bir kürek mahkumunun on dokuz yılını harcadığı eski günlerine geri dönmemek için sürekli kaçışını ve kaçarken de çektiği sefalet, yaşadığı acılar ile 1800’lü yıllarda Fransız halkının içinde bulunduğu yoksulluk ve yaşadığı ızdıraplar. Sefiller Roman Özeti ve Ayrıntılı Tahlili Özeti 19 sene süren kürek mahkumiyetinden sonra şartlı olarak tahliye edilen Jean Valjean, toplumdan dışlandığını görür. Sadece Digne piskoposu kendisine iyi davranır; buna karşın zorlu acı yıllar geçiren Valjean piskoposun gümüş yemek takımlarını çalarak ona ihanet eder. Valjean polis tarafından yakalanır ve geri getirilir. Piskoposun kendisini kurtarmak için yalan söylemesi ve buna ek olarak değerli iki gümüş şamdanı da ona hediye etmesi Valjean’ı çok şaşırtır. Böylece Valjean hayatına yeni bir başlangıç yapmaya karar verir ve o gün Digne kasabasından ayrılır. Aradan sekiz sene geçmiştir ve Valjean şartlı olarak tahliye koşuluna aykırı hareket ettiği için adını Monsieur Madeleine olarak değiştirmiş; bu süre içinde piskopostan aldığı gümüş yemek takımlarını satarak bir fabrika satın almış ve yaptığı değişikliklerle üretimi artırarak çok zengin bir şahıs olmuştur. Ayrıca yaptığı iyilikler ve yardımlarla herkesin saygı ve sevgisini kazanmış ve belediye reisi olmuştur. İşçilerinden biri olan Fantine’in gizli olarak gayri meşru bir çocuğu vardır. Diğer işçi kadınlar bunu öğrendikleri zaman Fantine’in kovulmasını isterler. Tüm gayri meşru teklifleri Fantine tarafından reddedilen ustabaşı da onu kovar. Kızına ilaç alabilmek için çaresizlikten kıvranan Fantine madalyonunu ve saçını satar, en sonunda da kendini satmak için fahişelere katılır. Yeni işi yüzünden kendini iyiden iyiye alçalmış hisseden Fantine bir müşteriyle kavga eder ve Javert tarafından tam hapishaneye götürülmek üzereyken “Belediye Reisi” ortaya çıkar ve Fantine’in hapishane yerine hastaneye götürülmesini talep eder. Belediye reisi daha sonra devrilmiş bir arabanın altında kalmış bir adamı kurtarır. Bu, Javert’e olağanüstü bir güce sahip sahip olan ve yıllardır peşinde olduğu 24601 numaralı kürek mahkumu Jean Valjean’ı hatırlatır. Oysa kendisine Jean Valjean’ın yeniden yakalandığı bildirilmiştir. Kendisinin yerine suçsuz bir başka insanın hapse gireceğini öğrenen Valjean ise mahkemeye giderek 24601 numaralı mahkum olduğunu itiraf eder. Bu durum karşısında şaşkına dönen mahkeme salonundaki boşluktan yararlanarak oradan ayrılır, kasabaya geri döner. Hastanede ölmek üzere olan Fantine’i ziyaret edrek ona kızını bulup, bakacağına dair söz sırada Javert kendisini tutuklamak üzere gelir, Javert’i gören Fantine korkudan ölür, Valjean ise Javert’i atlatarak kaçar. Ancak bir süre sonra yakalanarak ömür boyu kürek mahkumluğu ile cezalandırılr. Ancak Valjean oradan da kaçmayı başarır. Fantine’in küçük kızı Cossette’in yerini bulur. Cossette beş senedir bir han işleten Thénardier’lerle kalmaktadır. Thenardier’ler Cosette’i pis işlerini gören bir hizmetçi gibi kullanmakta, ona hakaret etmekte; diğer taraftan kendi kızları Eponine’e aşırı düşkünlük göstermektedirler. Valjean Cossette’i karanlıkta su taşırken bulur. Thenardier’lere onu serbest bırakmaları için para öder ve Cossette’i Paris’e götürür. Fakat Javert hala Valjean’ın peşindedir. Valjean Paris’e geldikten sonra içeri kimsenin kolay kolay giremediği rahibe yetiştiren bir yerde bahçıvanlık yapmaya bulunan okul sayesinde Cossette’in öğrenim sorunu da hallolmuştur. Sekiz sene sonra buradan ayrılarak bir eve yerleşirler. Şehirde ise hükümette fakir halka ilgi gösteren tek kişi olan popüler lider Generel Lamarque’ın muhtemel ölümü nedeniyle büyük bir huzursuzluk vardır. Haşarı çocuk Gavroche generalin taraftarları arasındadır ve başkentin fahişe ve dilencileri arasından sokak çeteleriyle yaşamaktadır. Bu sokak çetelerinin birisi de Thenardier ve karısının yönetimi altındadır ve bunlar Jean Valjean ile Cosette’e pusu kurarlar. Onları, Valjean’ı tanımayan Javert kurtarır. Thenardier’lerin kızı Eponine ise için için öğrenci Marius’a aşıktır ve Cosette’e aşık olan Marius ise onu bulmak için Eponine’den yardım ister. Eponine isteksiz de olsa bunu kabul eder. Küçük bir kafede, idealist düşüncelere sahip bir grup öğrenci politik bir toplantı yapmakta ve General Lamarque’ın ölümü üzerine patlak vereceğinden emin oldukları ihtilalin hazırlığını yapmaktadırlar. Gavroche’un, General’ in ölüm haberini getirmesi üzerine Enjolras tarafından yönlendirilen öğrenciler, oluşmaya başlayan ayaklanmaya destek vermek üzerine sokaklara dökülürler. Sadece Marius gizemli Cosette’in hayaliyle aklı başından gitmiş gibidir. Cosette de aşık olduğu Marius’tan başka bir şey düşünememektedir. Valjean kızının çok hızlı bir şekilde değiştiğini farkeder fakat ona geçmişiyle ilgili herhangi bir şey anlatmayı reddeder. Marius için duyduğu hislere rağmen Eponine, onu üzgün bir şekilde Cosette’e getirir ve kendi babasının çetesinin Valjean’ın evini soyma eylemini engeller. Evinin dışında gizli gizli dolaşan kişinin Javert olduğundan emin olan Valjean, Cosette’e ülkeden kaçmaları gerektiğini söyler. İhtilalin arifesinde öğrenciler ve onların arasına sızmayı başaran Javert, durumu kendi açılarından değerlendirirler. Cosette ve Marius tekrar biraraya gelemeyecekleri düşüncesiyle ümitsiz bir şekilde ayrılırlar; Eponine Marius’u kaybetmenin yasını tutar; Valjean ise ülkeyi terkedince kavuşacağı güven ortamını dört gözle beklemektedir. Bu arada Thenardier’ler olaşabilecek bir kaos sonucunda ellerine geçecek gayri meşru kazançların hayalini kurarlar. Öğrenciler barikat kurmaya hazırlanırlar. Marius, Gavroche ile Cosette’e bir mektup yollar. Ama mektuba Plumet caddesinde Valjean tarafından el konur. Valjean, Gavroche kendisine ne söylerse söylesin Marius’a barikatta katılmaya karar verir. Barikat kurulur ve ordu isyancılara ya teslim ya ölüm uyarısında bulunur. Gavroche, Javert’i bir polis casusu olarak teşhir eder. Eponine barikatta vurulur ve ölür. Valjean Marius’u aramak üzere barikata gelir. Kendisine Javert’i öldürme fırsatı verilir; fakat Valjean Javert’i salıverir. Öğrenciler bir geceliğine barikata yerleşirler ve gecenin sessizliğinde Valjean Marius’un kurtulması için dua eder. Ertesi gün azalan cephane için Gavroche birşeyler bulabilme umuduyla sağa sola koştururken vurulur. İsyancıların asi liderleri Enjolras da dahil olmak üzere hapsi şuursuz halde olan Marius’la birlikte kanallara kaçar. Bu arada isyancıların cesetlerini soymakla meşgul olan Thenardier ile karşılaştıktan sonra Valjean sadece bir kez daha, o da Javert’le yüz yüze gelmek için yer üstüne çıkar. Marius’u hastaneye götürmek için Javert’e yalvarır. Javert onu bırakmaya karar verir ve Valjean’ın merhametiyle kendi yıkılmaz sandığı adalet prensiplerinin darmadağan olduğunu görür ve kendini azgın Seine nehrine atarak intihar eder. Kurtarıcısının kim olduğunu bilmeden, Marius, Cosette’in bakımı sayesinde iyileşir. Valjean, kendi geçmişiyle ilgili gerçeği Marius’a itiraf eder ve Cosette’le Marius’un birleşmesinden sonra bu evliliğin kutsallığı ve güvencesi açısından kendisinin uzağa gitmesinin daha iyi olacağı konusunda ısrar eder. Marius ve Cosette’in düğününden sonra Thenardier’ler Marius’a şantaj yapmaya çalışırlar. Thenardier, Cosette’in babasının bir katil olduğunu söyler ve kanıt olarak da barikatların düştüğü gece kanallardaki cesetlerin brinden çaldığı yüzüğü gösterir. Bu yüzük Marius’un kendi yüzüğüdür ve Marius o gece kendisini kurtaranın Valjean olduğunu anlar. Marius ve Cosette ölmek üzere olan yaşlı adamdan kendi hayat hikayesini öğrenir. Valjean ise çok sevdiği Cossette’i son kez görmenin mutluluğla Fantine, Eponine ve barikatlarda ölen tüm ruhlarla buluşmak için ebedi yolculuğuna çıkmak üzere hayata gözlerini yumarak bu dünyadan ayrılır. Ana Fikri Yaşamımızda meydana gelen bir olay bütün yaşamımızı değiştirebilir ve o andan itibaren bizi çok farklı bir insan yapabilir. Ömür boyu kaçacağını bilsen de özgür yaşamak için herşeye değer. KARAKTERLER HAKKINDA BİLGİ JEAN VALJEAN Ekmek çaldığı için beş yıl küreğe mahkum edilen ve kaçma girişimleri sonucu yakalanarak cezası uzatılan ve 19 yıl sonra şartlı olarak salıverilen ve toplumda herkes tarafından dışlanankötü biri. Ancak piskoposla olan ilişkisinden sonra değişen ve herkese iyilik yapan, yardım eden çevresindeki herkesin sevgi ve saygısını kazanan biri. JAVERT Kanun ve kurallara sıkı sıkıya bağlı geçmişi başarılarla dolu bir polis müfettişi ve katı ruhlu bir kişi. COSSETTE Beş yaşına kadar Thanardier’lerin yanında onlara bir hizmetçi gibi yardım ederek, beş yaşından sonra ise Valjean’ın yanında sürekli kaçarak ve onun çektiği acılara ortak olarak yaşayan; ancak Valjean’ı çok seven bir kız. FANTİNE Valjean’ın fabrikasında çalışan ve kızı için her türlü fedakarlığa katlanan bir kadın. MARİUS Dedesinin yanından ayrıldığı için sefalet içinde yaşayan ve Cossette’e aşık bir öğrenci. EPONİNE Thanardier’lerin, Marius’a aşık olan kızı. GAVROCHE Paris sokaklarında çetelerin ve fahişelerin arasında yaşayan bir sokak çocuğu. THANARDİER AİLESİ Fantine’in Cossette’i emanet ettiği, han işleten ve para için her şeyi yapabilecek bir aile. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER Romanda farklı bir çok konuya değinilmesine rağmen konular arasındaki bağlantı çok iyi kurularak konular arasında kopukluklar olması önlenmiş, okuyucunun aklında soru işareti kalmayacak şekilde bütün olaylar açıklığa kavuşturulmuş. Fransız halkının 1800’lü yıllardaki durumu çok iyi aktarılmış. YAZAR HAKKINDA BİLGİ Victor HUGO HAYATI 26 Şubat 1802’de doğdu. Çocukluğunda özellikle latin edebiyatı üzerine sağlam bir öğrenim evlendi. 1830’da Romantizmin en güçlü beyni olarak nitelendi. 1841’de Academie Français’e Soylular Meclisi’ne aday gösterildi. 1851-1870 yılları arasında sürgün hayatı yaşadı. Yapıtlarının büyük bölümünü ve en özgün olanlarını 20 yıla yakın süren bu sürgün dönemde öldü. Derin kavrayışa ve öngörülerine yer verdiği şiir ve düz yazılarıyla popüler Fransız edebiyatının babası ve Fransa’nın ulusal şairi durumuna gelmiştir. ÜSLUBU Çok zengin bir düşünce yapısı ve sıcak anlatımı ile okuyucuyu çok çabuk etkileyen ve sıradan sevinç ve acıların gücünü basit bir dille çok iyi anlatan, çok geniş düşünebilen yaratıcı bir üslubu olaylar arsındaki ilişkiyi çok iyi kurmuş ve karakterlerin bütün özelliklerini okuyucuya çok iyi yansıtmıştır. ESERLERİ ROMAN Sefiller, Cromwell, İzlanda Hanı, Notre Dame’ın Kamburu, İdam Mahkumunun Son Günü, Bug-Jurgal, Deniz İşçileri, Gülen Adam. ŞİİR Düşünceler, Azaplar, Küçük Destanlar, Yüzyılların Efsanesi, Yeni Odlar, Odlar Baladlar, Doğulular, Sokak ve Orman Şarkıları, Büyük Babab Olma Sanatı, Usun Dört Rüzgarı, Bütün Lir, Uğursuz Yıllar, Sonbahar Yaprakları, Şafak Türküleri, Gönülden Sesler, Işınlar ve Gölgeler. MANZUM OYUN Kral Eğleniyor, Ruy Blas, Derebeyler. DÜZYAZI OYUN Amy Robsart, Lucrece Borgia, Mary Tudor, Padova Tiranı Angelo, Özgürlükte Tiyatro. ELEŞTİRİ YAZISI Karışışk Edebiyat Felsefe, William Shakespeare. SİYASAL YAZI Küçük Napolyon, Bir Suç Öyküsü, Eylemler ve Sözler, Sürgünden Önce, Sürgün Boyunca, Sürgünden Bu Yana.

notre dame ın kamburu roman tahlili